20.6 C
İstanbul
15 Haziran 2024, Cumartesi
spot_img

Editörden

Sevgili Okur,

Kuramsal düzlemde gerçeğin özneden koparılması hayli zor olsa bile, öznenin ‘inancından’ bağımsız bir gerçeğin var olabildiği basit düzeyde kabul edilebilir. Misal, “O bu adımı atacak insan değildir” güvencinin aksine, mevzuubahis insan pek de ihtimal vermediğiniz o adımı atmış olabilir. Kısacası vuku bulan herhangi bir hadisenin, kimsenin inancına uyma veya ona göre şekillenme zorunluluğu yoktur. Zanlardan sıyrılma çabası bağlamında kaldığı sürece, nesnelliğe ulaşma ediminden bahsedilebilir. Olanak doğmuştur çünkü artık. Bu da bir ölçütte nesnel bir gerçeklikten söz etmeyi mümkün hale getirir.

Modernizm ve Sonrası

Her şeyin göreceli olduğu, öznenin odağı ve algılayışı sonucunda gerçekliğinin ancak şekillendiği üzerine özellikle son yirmi yıldır bitmek tükenmek bilmeyen bir kültürel propaganda söz konusu. Öyle ki bunu Kuantum Fiziği ile temellendirmeye çalışan bile var. Fakat bu söylemlere esasen temel ve dayanak teşkil eden bir Post-Modernizm akımı var.

Bir manifestosu vardır diyemeyiz, düşünürler arasında fikir birliğinden de bahsetmek mümkün değil, aynı zamanda Post-Modernistlerin işin bir gün tam olarak nereye varacağını kestirmeye çalışmak gibi bir tarihsel sorumluluğu da bulunmamaktadır. Fakat netice itibarıyla Post-Modernizm’in yıktığı ‘Rasyonalizm’ ve ‘Özgürlük’ gibi Modernist değerlerin yerini, günümüzde ‘Post-Truth’ diye tabir edilen ve Türkçeleştirilmesi hususunda ihtilaf bulunsa da ‘Post-Gerçek’ diye basitçe tercüme edilebilecek dönemin ‘Muhakemesizlik’ ve ‘Serbesti’ değerleri aldı. Tabii bunlara değer denilebilirse.

Öte yandan kabul, Modernist dönemde filizlenen bazı idealist açmazlar da insanı ezdi; ama Post-Modernizm ve Post-Gerçek kadar kesinlikle değil.

Dezenformasyon, Ajitasyon ve Manipülasyonun Altın Çağı

Başka bir çağ bu, her şeyin ikamesinin bulunduğu bir çağ. İkameli mallara ‘gerçek’ de dahil. Bilimin ve aklın önemsizleştirildiği, nesnel gerçekliğin silikleştirildiği bir çağ. O gerçeğe ulaşmaya çabalamadıkça, sadece duygusal salınımların ve ideolojik yatkınlıkların algı ve anlayışı dönüştürür hale geldiği, insanı yanlış bir eylemselliğe itebildiği gibi çokça eylemsizliğe de sürükleyebildiği, ve elbette bu zaafların, ne yaptığını gayet iyi bilenlerce sonuna kadar kullanıldığı bir çağ.

Aslında ‘ne yaptığını gayet iyi bilenler’den kastın politikacılar olduğu açık, her şeyin politik olduğu kadar açık üstelik. Sanatın, kültürün, ekonominin, eğitimin, sağlığın, inancın ve diğer tüm şeylerin politik olarak araçsallaştırıldığı da sanırım açıktır. Ama hepsini kapsayan ve bağlayan en büyük aracın medya olduğu da açık. Ve bu araç geliştikçe, hızlandıkça, teyit mekanizmasından muaf bir işleyişe kavuştukça, daha da büyük bir çıkmaza giriyoruz. Hatta Yapay Zeka gibi teknolojilerin medya ve Post-Gerçek’le ilişkisi de belki başka bir yazının konusu olabilir.

Teknolojiyle ilgili bir reddiye içinde olmak elbette akla uygun değil ve burada da kast edilmiyor. Aracı ilkeyle bağladığınızda tehdit olarak görünen şey forsa dönüşür, iyi bir şey yapmaya da yarar.

Ve delil diye bir şey var, aksi takdirde evrenin varlığından bile söz edemez duruma düşer insan. Senin veya benim düşüncemin ötesinde bir gerçeklik var. Yolda adımını atan bir adamın, çok basit şekilde bir adım attığını kanıtlamak mümkündür. “Ben öyle düşünmüyorum” diyebiliyorsun diye yok olmadığı gibi, “Bana Öyle Söylenmedi” diyerek de imkansızlaşmaz. Ama öyleleşiyor bir şekilde; bilgiye, belgeye, kanıta rağmen.

Yani nesnel gerçekliğin kamunun fikir sahibi olmasına katkısının artık neredeyse kalmadığı rahatlıkla söylenebilir. Bir takım çıkar grupları, kendi ajandaları doğrultusunda halkı yanıltmak için çabalıyor ve belli bir süreliğine bunu başarabiliyor. Başarının devamı içinse daha sık ve dolayısıyla daha çok yanıltma devreye giriyor. Hukukun da diğer her şey gibi politikleştiği, hukuku göreve davet edebilme işlevine sahip medyanın da bu çağın yukarıda anılan dertlerinden muzdarip olarak yıprandığı bir düzlemde kamu yararına hiçbir olumlu sonuç doğmaz.

Biz Aksi İstikamete Gidiyoruz

Gerçek değersizleştirildiği gibi, habercilik de yıpratılmış bir meslek. Doğu öznesi tarafından hizipçilik olarak görüldüğü, batı öznesi tarafından ise lobicilik faaliyetlerine alet edilebildiği için.

Oysa ki amacı oldukça yalındır; halkın bilgi edinme gereksinimini karşılamak.

Fakat bu yalın çaba, bir o kadar da tehlikelidir. Sansüre ve dezenformasyona rağmen bunu başarmak, yalan üzerine gerçek inşa eden iktidar sahiplerinin beylik ağızlarıyla uğraşmak, baskı amacıyla kullandıkları hukuk sistemleriyle baş etmek ve bazen de hukuk dışı zorbalıklara göğüs germek zorunda kalabileceğin bir meslek. Ve bu ülkenin karnesi hayli acıdır; gerçek habercilerin dün uğradığı baskıları hatırlayanlar ve bugün de görmekten kaçınmayanlar için çok acı bir karne.

Fakat çok da fark etmez; çünkü başka türlü yaşamayı bilmiyoruz. Yani kendi vicdanımızın memuruyuz ve hakikate ulaşmak için çabaladığımız gibi, bulduğumuzda da paylaşacağız. Modernizm’e dönmeyi ‘Gericilik’ olarak addedebileceklere rağmen üstelik.

Mesleğin evrensel ilkelerini gözetecek, kamu yararına gereğini yapacağız. “Her Dem Gerçek” denince benim anladığım, daha doğrusu yüklediğim anlam budur.

Haber ve ihbar için: [_editor@yoltv.com_]

Onur Erbaş
Onur Erbaş
Adıyla yaşar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK HABERLER

BİZİ TAKİP EDİN

156,722BeğenenBeğen
1,994TakipçiTakip Et
19,421TakipçiTakip Et
- Reklam -

EN SON HABERLER