Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS), Humus’un batı kırsalında Al-Matin şirketinde görev yapan mühendis ve işçileri taşıyan servis aracına düzenlenen silahlı saldırıyı sert bir dille kınadı.
HABER MASASI – Kurum tarafından paylaşılan bilgilere göre, 30 Eylül 2026 tarihinde Misyaf Köprüsü mevkiinde pusu kurularak gerçekleştirilen saldırıda yedi Alevi sivil yaşamını yitirirken, dört kişi de ağır yaralandı. Bu eylemin münferit bir hadise olmadığını ve bölgedeki Alevi nüfusa yönelik sistematik şiddet dalgasının bir uzantısını teşkil ettiğini vurgulayan kuruluş; azınlık grupların can güvenliğinin sağlanması, bağımsız bir soruşturma mekanizmasının işletilmesi ve bölgedeki cezasızlık kültürünün bitirilmesi adına uluslararası aktörlere acil müdahale çağrısında bulundu.

AHRS, saldırının tüm boyutlarıyla aydınlatılması amacıyla uluslararası gözlemcilerin de fiilen yer alacağı kapsamlı ve tarafsız bir tahkikat yürütülmesini istedi. Açıklamada, Ocak 2025 tarihinde Fahil köyünde meydana gelen olayların da derhal kapsamlı bir adli soruşturma ile kovuşturma sürecine dahil edilmesi gerektiği belirtildi. Faillerin vakit kaybetmeksizin tespit edilerek yargı mercileri önüne çıkarılmasının, bölgede tırmanma eğilimi gösteren yeni saldırıların ve can kayıplarının önüne geçebilmek adına en kritik önleyici adım olacağı kaydedildi.
Kuruluşun üzerinde durduğu bir diğer öncelikli başlık ise Humus kırsalında faaliyet gösteren silahlı unsurların oluşturduğu güvenlik tehdidi oldu. Bölgede kontrol edilemez bir mezhepsel misilleme döngüsünün tetiklenmesinden derin endişe duyulduğu aktarılırken, “intikam milisleri” olarak nitelendirilen tüm yasa dışı silahlı grupların ivedilikle lağvedilmesi gerektiği ifade edildi. Sivilleri hedef alan saldırganların korunmasına zemin hazırlayan cezasızlık ortamına tavizsiz bir şekilde son verilmesinin altı çizildi.
Suriye İnsan Hakları Topluluğu; Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı hükümetlere seslenerek Şam yönetimi üzerinde somut bir diplomatik ve siyasi baskı kurulmasını talep etti. Şam’daki geçiş yönetimiyle sürdürülecek temasların yanı sıra gelecekte aktarılması planlanan mali yardımların ve yeniden imar fonlarının, ülkedeki tüm azınlıkların fiili olarak korunması ve geçmişte işlenen suçların eksiksiz aydınlatılması şartına bağlanması gerektiği savunuldu. Kuruluş, Suriye genelinde kalıcı huzur ve istikrarın tesis edilmesinin; sivillerin etnik ya da mezhepsel kimlikleri nedeniyle hedef alınmasının engellenmesi, sorumluların adalet önünde hesap vermesi ve tüm toplumsal kesimlerin yaşam hakkının eksiksiz güvenceye kavuşturulmasıyla mümkün olacağını vurguladı.
