“On iki gün boyunca gerçekleştirilen muhabbetlerde Kerbela, yalnızca tarihin bir döneminde yaşanmış bir olay olarak değil, zulme karşı direnişin, hakikatten yana durmanın ve mazlumla dayanışmanın evrensel simgesi olarak ele alınır. Çünkü Kerbela, belirli bir coğrafyaya ya da zamana sığmayacak kadar derin bir anlam taşır; insanlığın vicdanında yaşamaya devam eden evrensel bir adalet sınavıdır” ✍️ AABK Saymanı Kenan Küçük yazdı
Bu yıl da Muharrem matemini geride bırakırken, ardımızda on iki günlük bir matem sürecinden öte, vicdanı, adaleti, insan onurunu ve hakikat arayışını yeniden hatırlatan derin bir manevi yolculuk bıraktık. Bu kadim inanç geleneğinde Muharrem, tarihte yaşanmış bir olayın anılmasıyla sınırlı olmayan, insanın kendisiyle yüzleştiği, yaşamını sorguladığı, paylaşmayı, rızalığı ve zulme karşı durmayı yeniden hatırladığı derin bir manevi yolculuktur.

Anadolu Aleviliğini doğru anlayabilmek için öncelikle Aleviliğin kendine özgü inanç yapısını görmek gerekir. Alevilik, başka inanç ya da mezheplerin bir kolu olarak değerlendirilemeyecek kadar özgün bir yol ve erkana sahiptir. Bu nedenle bu kadim inanç geleneğini İrandaki ya da başka coğrafyalardaki Şii topluluklarla aynı inanç kalıbı içerisinde değerlendirmek sağlıklı bir yaklaşım değildir. Her ne kadar aynı tarihsel olaylardan etkilenmiş olsalar da; inanç anlayışı, erkanı, ibadet biçimi, yaşam felsefesi, toplumsal yapısı ve matem anlayışı bakımından Anadolu Aleviliği, kendine özgü erkanı ve yaşam felsefesiyle günümüze ulaşmış özgün bir inanctır.
Aynı şekilde Alevi inancında tutulan Muharrem matem orucunu Ramazan orucuyla karşılaştırmak ya da birbirinin alternatifi gibi değerlendirmek de doğru değildir. Çünkü bu iki oruç, amacı, anlamı, uygulanışı ve taşıdığı manevi değer bakımından birbirinden farklıdır. Muharrem, insanın vicdanıyla yüzleştiği, yaşamını sorguladığı, paylaşmayı, rızalığı ve hakikatin yanında durmayı yeniden hatırladığı derin bir manevi yolculuktur. Bu manevi yolculukta cana kıymamak, gösterişten uzak durmak, lokmasını paylaşmak, nefsini sorgulamak ve her koşulda hakikatin yanında yer almak, Alevi Yolunun temel ilkeleri arasında yer alır.
Bu nedenle Aleviliği başka inançların kalıpları içinde tanımlamaya çalışmak, bu kadim inancın özgün kimliğini gölgelemektedir. Alevilik, ancak erkanı, pirlerinin öğretisi ve tarih boyunca oluşan toplumsal hafızası temel alınarak değerlendirildiğinde doğru anlaşılabilir.
On iki gün boyunca gerçekleştirilen muhabbetlerde Kerbela, yalnızca tarihin bir döneminde yaşanmış bir olay olarak değil, zulme karşı direnişin, hakikatten yana durmanın ve mazlumla dayanışmanın evrensel simgesi olarak ele alınır. Çünkü Kerbela, belirli bir coğrafyaya ya da zamana sığmayacak kadar derin bir anlam taşır; insanlığın vicdanında yaşamaya devam eden evrensel bir adalet sınavıdır.
Alevi Kızılbaş Yol anlayışında Kerbela, herhangi bir halkın, etnik kimliğin ya da coğrafyanın yasını tutmak anlamına gelmez. Buna rağmen zaman zaman dile getirilen “Arapların yasını mı tutuyorsunuz?” şeklindeki söylemler, Kerbela’nın Alevi Kızılbaş Yolundaki anlamını kavrayamamaktan kaynaklanmaktadır. Kerbela, zalime karşı mazlumun yanında durmanın, insan onurunu savunmanın ve adalet mücadelesini yaşatmanın ortak adıdır.
Bu anlayışın temelinde, Yol’un öğrettiği “72 millete bir nazarla bakmak” ilkesi yer alır. Acının, zulmün ve haksızlığın dili, dini, milliyeti ya da etnik kimliği yoktur. Bu inanç, insanı kimliğiyle değil, uğradığı haksızlıkla değerlendirir. Nerede bir çocuk aç bırakılıyor, nerede bir insan inancı, kimliği ya da düşüncesi nedeniyle baskıya uğruyorsa, nerede mazlumun sesi susturulmaya çalışılıyorsa, Alevi vicdanı orada olmayı bir sorumluluk olarak görür.
Bu anlayış doğrultusunda on iki gün boyunca kurulan muhabbet sofralarında lokmalar paylaşıldı, gönüller birlendi. Kerbela’da susuz bırakılan çocuklar anılırken, geçmişten bugüne uzanan acılarla birlikte günümüzün vicdan yaraları da konuşuldu. Dersim Tertelesi, Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve Gezi’de yaşamını yitiren canlar anıldı; toplumsal hafızada derin izler bırakan acılar üzerine muhabbetler yürütüldü.
Muhabbetlerde Alevi toplumunun yaşadığı acıların yanı sıra Filistin’de yaşamını yitiren çocuklar, savaşların ortasında ezilen halklar ve Suriye’de katledilen Alevilerin yaşadığı derin acılar ve insanlık vicdanını yaralayan katliamlar da gündeme taşındı. Çünkü bu inancın vicdan anlayışı, acıları kimliklere göre ayırmadan insanlık ortak paydasında değerlendirmeyi esas alır.
Muharrem Muhabbetlerinde tarihte yaşanan katliamların yanı sıra günümüzde devam eden savaşlar, hukuksuzluklar, ayrımcılık, sömürü düzeni ve güç mücadeleleri de ele alındı. Dünyanın farklı coğrafyalarında yeni Kerbelaların yaşandığına, çocukların, sivillerin ve mazlum halkların hala ağır bedeller ödediğine dikkat çekildi.
Alevi inancında matem, geçmişe ağıt yakmanın ötesinde, hatırlamak, yüzleşmek, ders çıkarmak ve insanlığın ortak vicdanını diri tutmaktır. Kerbela’nın bizlere bıraktığı en önemli miras da budur•Zulüm karşısında sessiz kalmamak, hakikatin yanında durmak ve insan onurunu her koşulda savunabilmek.
Alevi Yolu, insanı merkeze alan bir yaşam öğretisidir. Bu öğreti, dinine, diline, kimliğine, halkına, cinsiyetine ya da inancına bakmaksızın mazlumun yanında, zalimin karşısında durmayı esas alır. Hakikati savunmak, adaleti gözetmek ve insan onurunu korumak da Yol erkanının temel ilkeleri arasında yer alır.
Bu nedenle Muharrem Matemi, geçmişi anmakla sınırlı bir yas dönemi değildir. Muharrem Matemi vicdanı diri tutmanın, adaleti savunmanın, insan kalabilmenin ve bu kadim geleneğin özgün erkanını geleceğe taşımanın güçlü bir çağrısıdır.
Kerbela tarihin sayfalarında kalmış bir olay değildir. Bugün bir çocuk aç bırakılıyorsa, bir insan kimliğinden dolayı dışlanıyorsa, bir halk yurdundan ediliyorsa, savaşlar ve çıkar hesapları uğruna masum insanlar yaşamını yitiriyorsa, Kerbela’nın anlattığı hakikat hala yaşamaktadır.
Muharrem ayının bizlere bıraktığı en büyük sorumluluk, zulüm hangi çağda, hangi coğrafyada ve kim tarafından yapılırsa yapılsın karşısında durmak; mazlum kim olursa olsun yanında yer almaktır. Çünkü bu Yolun özü, geçmişi hatırlamakla yetinmek değil, hakikati bugün de yaşamaktır.
Muharrem mateminde lokmasını paylaşan, rızalığı büyüten, gönülleri birleyen tüm canların lokmaları kabul, niyetleri Pir Dergahı’na yazılsın.
