“Önemli olan siyasetin tarafı olmak değil; hakikatin, adaletin, eşitliğin ve demokrasinin tarafında olmaktır. Kurumlarımızın ve toplumumuzun gücü de tam olarak burada yatmaktadır” ✍️ AABK ve HABF Eşit Başkanı Filiz Çağlar yazdı
Toplum içinde sıkça duyduğumuz bir söz vardır: “Siyasetle uğraşmazsan, siyaset seninle uğraşır.” İlk bakışta sert ya da iddialı gibi görünen bu söz, aslında yaşamın değişmez gerçeklerinden birini ifade eder. Çünkü siyaset yalnızca seçim dönemlerinde yapılan propaganda faaliyetlerinden, siyasi parti tartışmalarından veya televizyon ekranlarında izlediğimiz polemiklerden ibaret değildir. Siyaset, doğrudan yaşamımızı şekillendiren kararların alındığı ve toplumun geleceğinin belirlendiği alandır.
Birçok insan günlük yaşamın yoğunluğu içinde “Ben siyasetle ilgilenmiyorum” demeyi tercih eder. Ancak kişinin siyasetle ilgilenmemesi, siyasetin o kişiyle ilgilenmeyeceği anlamına gelmez. Çocuğumuzun aldığı eğitimden ödediğimiz vergilere, sağlık hizmetlerine erişimden çalışma koşullarımıza, emeklilik haklarımızdan ifade özgürlüğümüze kadar hayatımızın her alanı siyasal kararların sonucudur. Pazarda ödediğimiz fiyat, elektrik faturamız, kira bedellerimiz, sosyal yardımlar ve hatta geleceğe dair umutlarımız bile büyük ölçüde siyasi tercihlerden etkilenir.
Bu nedenle siyaset yalnızca parlamentolarda, belediye meclislerinde veya parti binalarında yaşanan bir süreç değildir. Siyaset aynı zamanda mutfaktaki tencerede, okul sıralarında, fabrikalarda, işyerlerinde ve sokakta yürüyen vatandaşın hayatında da vardır. Bir ülkede alınan her karar, doğrudan ya da dolaylı olarak milyonlarca insanın yaşamına dokunur.
Demokratik toplumlarda vatandaş olmanın en temel sorumluluklarından biri, yaşadığı ülkenin gelişmelerine karşı duyarlı olmaktır. Bu duyarlılık mutlaka bir siyasi partinin üyesi olmak anlamına gelmez. Ancak toplumsal olayları takip etmek, hak ve özgürlükler konusunda bilinçli olmak ve gerektiğinde demokratik yollarla söz söyleyebilmek, sağlıklı bir toplumun temel şartlarından biridir.
Özellikle hak mücadelesi veren toplumsal kesimler açısından siyaseti takip etmek çok daha büyük önem taşır. Tarih boyunca birçok topluluk, haklarını ancak örgütlü mücadele ve demokratik katılım sayesinde elde edebilmiştir. Eşit yurttaşlık, insan hakları, inanç özgürlüğü, kadın hakları, sendikal haklar ve sosyal adalet gibi kazanımlar kendiliğinden ortaya çıkmamış; insanların bilinçli çabaları ve siyasi süreçlere katılımları sonucunda elde edilmiştir.
Bu noktada Alevi toplumu açısından konuya baktığımızda, siyasal gelişmeleri takip etmenin neden önemli olduğu daha net görülmektedir. Eşit yurttaşlık talebi, inanç özgürlüğü, cemevlerinin hukuki statüsü, ayrımcılıkla mücadele, demokratik temsil ve kültürel hakların korunması gibi temel meseleler doğrudan siyasi kararlarla ilişkilidir. Bu nedenle Alevi kurumlarının ve örgütlerinin toplumu ilgilendiren gelişmelere karşı duyarlı olması bir tercih değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.
Ancak burada çok önemli bir dengeyi korumak gerekir. Alevi kurumları siyasetle ilgilenmeli, fakat partizanlaşmamalıdır. Çünkü kurumların görevi herhangi bir siyasi partinin politikalarını savunmak değil, toplumun ortak çıkarlarını ve ortak taleplerini savunmaktır. Kurumlar bir siyasi partinin arka bahçesi hâline geldiğinde, temsil ettikleri kitlenin çeşitliliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Bu durum kurum içi kutuplaşmalara, gereksiz tartışmalara ve toplumsal birlikteliğin zedelenmesine neden olabilir.
Alevi toplumunun en büyük gücü, farklı siyasi görüşlere sahip insanların aynı çatı altında ortak değerlerde buluşabilmesidir. Çünkü Alevilik tarih boyunca çoğulculuğu, hoşgörüyü, aklı, vicdanı ve insan sevgisini esas almıştır. Kurumların da bu anlayışla hareket ederek her türlü siyasi görüşe eşit mesafede durması, ancak hak ve özgürlükler konusunda net bir tavır göstermesi gerekir.
Bugün dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeler, sivil toplum kuruluşlarının ve demokratik kitle örgütlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Toplumun örgütlü kesimleri yalnızca sorunları dile getiren değil, aynı zamanda çözüm önerileri sunan ve demokratik sürece katkı sağlayan yapılardır. Bu nedenle kurumlarımızın görevi, insanları ayrıştırmak değil; ortak haklar ve ortak gelecek etrafında bir araya getirmektir.
Unutulmamalıdır ki sessiz kalmak da bir tercihtir ve bazen en ağır sonuçları doğuran şey, haksızlık karşısında gösterilen sessizliktir. Toplumun geleceğini ilgilendiren konularda söz söylemek, eleştirmek, öneri sunmak ve demokratik süreçlere katılmak vatandaşlık bilincinin bir parçasıdır.
Bu nedenle “Siyasetle uğraşmazsan, siyaset seninle uğraşır” sözü bir tehdit değil; toplumsal yaşamın gerçekliğini anlatan önemli bir uyarıdır. Siyasetten uzak durmak, onun etkilerinden uzak kalmak anlamına gelmez. Çünkü alınan her karar, bugünümüzü olduğu kadar çocuklarımızın ve gelecek kuşakların yaşamını da şekillendirir.
Önemli olan siyasetin tarafı olmak değil; hakikatin, adaletin, eşitliğin ve demokrasinin tarafında olmaktır. Kurumlarımızın ve toplumumuzun gücü de tam olarak burada yatmaktadır.
