19.4 C
İstanbul
12 Eylül 2026, Cumartesi

Aleviler Neden Bu Oyuna Gelmiyor?

Haber Masası
Haber Masası
Aradığımız gerçek, bulduğumuz ve bildiğimiz, güvendiğimiz yegane şey gerçek. Yol TV halkındır ve her dem gerçek!

“Çünkü Alevi toplumu hesaplaşma ile fırsatçılığı birbirinden ayırabilecek tarihsel deneyime sahiptir” Hasan Alıcı yazdı✍️

Türkiye son yıllarda yalnızca siyasi partilerin yarıştığı bir ülke olmaktan çıktı. Artık siyaset, sandığın ötesinde yargı kararlarıyla, kayyum uygulamalarıyla, medya operasyonlarıyla ve toplum mühendisliği girişimleriyle şekillendirilmeye çalışılıyor.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yürütülen tartışmaları da bu geniş çerçeve içinde değerlendirmek gerekir.

Uzun süredir kamuoyuna çeşitli senaryolar servis edildi. Kurultay tartışmaları büyütüldü. Mahkemeler devreye sokuldu. Parti içi gerilimler sürekli diri tutuldu. Ve ardından şu beklenti oluşturulmaya çalışıldı; “Kurultay iptal edilir,
Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan olur.”

Aleviler Kılıçdaroğlu’nun etrafında toplanır.

CHP bölünür.

Muhalefet zayıflar.

Meydan iktidara kalır.”

Ancak bu hesabın önemli bir açmazı vardı.

Bu hesabı yapanlar Alevi toplumunu yeterince tanımıyorlardı.

Çünkü Alevilik, dışarıdan bakıldığı gibi bir aidiyet siyaseti değildir.

Alevilik, soyun, mezhebin ya da bir kişinin etrafında koşulsuz saf tutmanın öğretisi değildir.

Alevi öğretisinin merkezinde kişi değil ilke vardır.

İsim değil adalet vardır.

Lider değil rızalık vardır.

Aidiyet değil hakikat arayışı vardır.

Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması ile Alevilerin otomatik olarak onun etrafında toplanacağı varsayımı baştan itibaren eksik bir okumaydı.

Nitekim son süreç bunu açık biçimde gösterdi.

Türkiye’deki ve Avrupa’daki Alevilerin ezici çoğunluğu, CHP içindeki tartışmalarda tarafını kişilere göre değil, siyasal koşullara göre belirledi.

Çünkü mesele artık Kemal Kılıçdaroğlu meselesi olmaktan çıkmıştı.

Mesele, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasıydı.

Mesele, kayyum uygulamalarıydı.
Mesele, muhalefetin yargı eliyle şekillendirilmek istenmesiydi.

Mesele, siyasetin doğal işleyişine yapılan müdahalelerdi.

Aleviler tarih boyunca devlet gücünün kimden yana kullanıldığına değil, kime karşı kullanıldığına bakmışlardır.

Bu yüzden Alevi hafızasında mazlumun yanında durmak, yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda inançsal ve ahlaki bir sorumluluktur.

Bugün birçok Alevinin CHP yönetimiyle ilgili eleştirileri vardır.

Vardır çünkü yıllarca görmezden gelinmişlerdir.

Vardır çünkü kimi zaman sadece oy deposu olarak görülmüşlerdir.

Vardır çünkü CHP’nin kendi tarihiyle yüzleşmesi gereken birçok başlık bulunmaktadır.

Fakat bütün bunlar başka bir tartışmanın konusudur.

Çünkü Alevi toplumu hesaplaşma ile fırsatçılığı birbirinden ayırabilecek tarihsel deneyime sahiptir.

Bir ev yanarken miras kavgası yapılmaz.

Bir insan zindandayken eski defterler açılmaz.

Bir toplum baskı altındayken kişisel hesaplar öne çıkarılmaz.

Alevi toplumunun önemli bir bölümü bugün tam da bu nedenle, kendi eleştirilerini saklı tutarak daha büyük bir tabloya bakmaktadır.

O tablo şudur:
Türkiye’de siyaset giderek yargı koridorlarına taşınmaktadır.
Sandıkla çözülecek meseleler mahkeme salonlarına taşınmaktadır.
Partiler seçmenle değil, davalarla hizaya getirilmeye çalışılmaktadır.

Belediyeler seçimle değil, kayyumlarla yönetilmektedir.

Bu tablo karşısında birçok Alevi için asıl soru artık “Kılıçdaroğlu mu, başkası mı?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:
Türkiye’de siyasal rekabet demokratik yollarla mı sürecektir, yoksa devlet gücüyle mi şekillendirilecektir?

Tam da bu nedenle beklenen olmadı.

Aleviler kitlesel biçimde bir kişinin etrafında hizalanmadılar.

Çünkü onların önemli bir bölümü kişilerin değil ilkelerin yanında durmayı tercih etti.

Bu tercih doğru ya da yanlış bulunabilir.

Ancak tarihsel ve toplumsal gerçeklik budur.

Çünkü Alevi öğretisi, insanı sorgulamaya teşvik eder.
Biat etmeye değil.
Çünkü Alevilikte hak, kişiden büyüktür.

Çünkü Alevilikte adalet, aidiyetten üstündür.

Çünkü Alevilikte mazlumun yanında olmak, kimlik siyasetinden daha değerlidir.

Belki de bu yüzden bugün kurulan birçok siyasi denklem tutmuyor.
Çünkü denklemlerde insanlar var ama vicdan yok.
Kimlikler var ama tarih yok.

Hesaplar var ama hafıza yok.

Oysa bu toprakların hafızası uzun solukludur.

Ve bazen bütün siyasi hesapları bozan şey, tam da o hafızanın kendisi olur.

Şafak söktüğünde kimin haklı olduğu değil, kimin adaletin yanında durduğu hatırlanır.

Ve sonunda her toplum, kendi vicdanıyla baş başa kalır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK HABERLER

BİZİ TAKİP EDİN

289,397BeğenenBeğen
2,317TakipçiTakip Et
20,344TakipçiTakip Et
1,237AboneAbone Ol
- Reklam -

EN SON HABERLER