Türkiye siyasi tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan 16 Mart Katliamı’nın üzerinden tam 48 yıl geçti.
HABER MASASI – 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi önünde 7 öğrencinin yaşamını yitirdiği, 50’den fazlasının ise yaralandığı bombalı saldırı, bugün hâlâ adaletin yerini bulmadığı bir yara olarak hafızalardaki tazeliğini koruyor. Katliamın yaşandığı Beyazıt Meydanı, yarım asra yaklaşan bu süreçte yalnızca bir anma mekanı değil, aynı zamanda gençlerin baskılara karşı seslerini yükselttiği bir özgürlük alanı olma özelliğini sürdürüyor.
Karanlık Bir Dönemin Başlangıcı Ve Cezasızlık Geleneği
İstanbul Üniversitesi’nden çıkan öğrencileri hedef alan ve polis destekli faşist odaklarca gerçekleştirilen saldırıda; Abdullah Şimşek, Baki Ekiz, Cemil Sönmez, Hamit Akıl, Hatice Özen, Murat Kurt ve Turan Ören hayatını kaybetti. 1977 1 Mayıs’ı ile Maraş ve Çorum katliamları gibi bir kırılma noktası teşkil eden Beyazıt Katliamı, 12 Eylül askeri darbesine giden yolu taşlarını döşedi. Katliamın ardından başlatılan hukuki süreçler ise Türkiye’deki “cezasızlık” geleneğinin en somut örneklerinden biri haline geldi. Aralarında Orhan Çakıroğlu, Mehmet Gül, Kazım Ayaydın ve Ahmet Hamdi Aksoy gibi isimlerin bulunduğu şüphelilerin yargılandığı dava, yıllar süren sürüncemelerin ardından “zamanaşımı” gerekçesiyle düşürüldü. Bombayı atan isim olarak zikredilen Zülküf İsot’un itirafları ve bombanın Abdullah Çatlı tarafından temin edildiği iddiaları ise hiçbir zaman kapsamlı bir cezalandırma ile sonuçlanmadı.
Geçmişin Mirasıyla Büyüyen Gençlik Mücadelesi
Katliamın 48. yılında Beyazıt, sadece yasın değil, aynı zamanda güncel politik itirazların da merkezi konumunda bulunuyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik diploma iptali ve sonrasındaki operasyonlarla fitili ateşlenen 19 Mart süreci, üniversite gençliğinin tarihi mirasını bugüne taşıdığını gösterdi. İstanbul Üniversitesi’nde polis barikatlarını aşan öğrencilerin başlattığı eylemler, 48 yıl önce aynı meydanda can veren arkadaşları için adalet arayanların kararlılığını yansıtıyor. Beyazıt Meydanı, YÖK’ün kurulmasından KHK ihraçlarına ve kayyum rektör atamalarına kadar uzanan akademik baskılara karşı, Türkiye gençliğinin en önemli sembolik kalesi olma vasfını koruyor.
