“Unutmayalım ki en ağır bedelleri ödeyenlerimiz, en kâmil olanlarımızdı…” Özgür Kaplan yazdı✍️
Bizim yolumuzun kuralları, dara düşüldüğünde icat edilmiş bir teselli alanı değil, katliamlar ve sürgünlerlde sınanarak bugüne taşınmış bir ahlak ve yaşam öğretisidir.
Pir Sultan Abdal’ın sözü, Şah Kalender Çelebi’nin tarihsel duruşu, kişisel hırs ya da basit bir inat değil, bir halkın ve bir inancın vicdanını temsil eder. Can pahasına ödenen bedellerin nedeni, salt baskı ya da zulüm karşısındaki isyan duygusuyla sınırlı değildir. Asıl neden, yolumuzun insanı ve doğayı merkezine alan ahlakının vermiş olduğu yaşamsal kural gereğidir.
Ve biz hiçbir zaman isyan etmedik, ahlâkımızın ve vicdanımızın ışığında başkaldırdık. Yani bizim tüm başkaldırılarımız inancımızdan gelmektedir.
Zira inancımız bizim direncimizdir.
Kâmil olan, kendini korumak için başkasını incitmez, “Canlı cansız cümlemiz bir nesneden var oluyor, bu bir hikmet Sultan’ım” diyerek tüm canları kendinden bilir. Yani yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı ilke edinen bu inanç, kendi canına karşı tahammülsüzlük cehaletini de yola yakıştıramaz. Çünkü bizim inancımızda hakikat, dar bir ufka sıkışmış mülk değildir. O, genişledikçe derinleşir. İşte bu bağlamda birbirine daralan gönüller, farkında olmadan yolu da daraltmaktadır.
Tarihimizden öğrendik ki pirlerimiz, bulundukları yeri bir üstünlük değil, bir sorumluluk olarak görmüştür. Çünkü kişiler yolu taşımak için vardır, dolayısıyla bizler ahlak dersimizi de vicdan muhasebemizi de ancak yolun kendisinden alırız. Kısacası yol, yürümeyi bilenindir. Hiçbirimizin kişisel hesaplarını göreceği bir alan değildir. Onun yapı taşları, tarihten günümüze milyonlarca canın yüreğiyle örülerek gelmiştir
Alevilikte ahlak, sözle ilan edilen bir meziyet olamaz, davranış içinde bir hâl olur. Marifet ise çok söylemekte değil, sözü yerli yerinde tutabilmekte gizlidir. İkrarlıların arasında haset ve kin tutmaya yer yoktur, herhangi bir konu da çatışma aracı olamaz. Çünkü kâmil olan gönül, dört kapıdan süzülen kırk makamın berraklığındadır. Orada hesabı vereni de bir, hesap soranı da bir, darda duranı da postta oturanı da yol için vardır. Gönül kırgınlıkları, veren de soran da aynı rızanın içinde durduğunu unuttuğunda başlar.
İnancımızın gerçek gücü, zorlu zamanlarda kemalet ile gösterdiği dirayetidir. O dirayet ki sıtk ile, sabır ile ve edep erkan ile taşınmıştır. Örneğin Pir Sultan Abdal’ı bugünlere getiren, salt deyişleri değil, gönlünün enginliği ve vicdanının açıklığıdır.
Bir kişinin yola girmesi ikrarla başlar, ama yol itikat ve rızalıkla yürünür. Yani ikrar vermek tek başına yeterli değildir, orada eğilmeden durmak aslolanıdır. Tam da bu noktada birbirine sabır ve hoşgörü göstermeyenlerin başkasına adalet anlatması, yola zarar, yürüyene zulümdür. Zira enginlik, her sözü yutmak değil, mecliste sözünü incitmeden söyleyebilmektir. Mütevazılık ise geri durmak değil, kendini her şeyin merkezine koymamaktır.
Bu yol, yüzyıllardır böyle taşındı. Bedel ödeyerek ama kibirlenmeden, direnerek ama başkasını küçümsemeden. Bugün de yolun ihtiyacı olan şey tam da budur.
Unutmayalım ki en ağır bedelleri ödeyenlerimiz, en kâmil olanlarımızdı…
