Suriye’de Alevi kimlikleri nedeniyle radikal grupların katliamlarından kaçan 22 göçmen, Türkiye’de idari gözetim altında tutuluyor.
(Haber Masası) – Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’nde kalan sığınmacıların, Suriye’ye geri gönderilmeleri halinde ölüm ve işkence riskiyle karşı karşıya oldukları bildirildi.
Alevi Sığınmacılar HTŞ Zulmünden Kurtulmak İçin Türkiye’ye Sığındı
İnsan hakları örgütlerinin paylaştığı bilgilere göre, söz konusu sığınmacılar Suriye’nin kuzeyinde etkin olan radikal örgüt Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kontrolündeki bölgelerden kaçtı.
HTŞ’nin, iç savaş boyunca özellikle Alevi topluluğunu hedef alan saldırı ve katliamlarla tanındığı hatırlatıldı.
Şu anda Muğla’daki Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan Alevi mültecilerin, sınır dışı edilmeleri durumunda yaşamlarının doğrudan tehdit altında olacağı vurgulandı.
HTŞ Tarafından Sistematik Katliam ve Şiddet
Uluslararası insan hakları raporlarına göre HTŞ militanları, sivil yerleşimlerde mezhep sorgusu, yağma, cinsel şiddet ve zorla kaçırma gibi ağır ihlallerde bulundu.
Binlerce Alevi sivilin öldürüldüğü, kadınların insan ticareti ve köleleştirme amaçlı kaçırıldığı, çocukların ise zorla silah altına alındığı belgelerle kayda geçti.
Açıklamada, Türkiye’deki 22 Alevi sığınmacının da aynı kaderi paylaşma riski bulunduğu vurgulandı.
Uluslararası Hukuk: “Sınır Dışı Etmek Yaşam Hakkı İhlalidir”
İnsan hakları hukukçuları, Türkiye’nin taraf olduğu 1951 Cenevre Sözleşmesi gereği, zulüm ve ölüm riski bulunan kişilerin geri gönderilmesinin açık bir ihlal oluşturduğunu hatırlattı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Bu sığınmacıların Alevi kimlikleri nedeniyle zulüm gördüğü uluslararası raporlarla belgelenmiştir. Türkiye, bu insanları geri gönderirse, onların yaşam hakkının ihlalinden sorumlu olur.”
“İnanç Kimliği Nedeniyle Tutulanlar Serbest Bırakılsın”
İnsan hakları savunucuları, Alevi kimliği nedeniyle tehdit altında olan göçmenlerin derhal serbest bırakılmasını ve koruma statüsüne alınmasını talep etti.
Açıklamada ayrıca, Türkiye’deki geri gönderme merkezlerinde keyfi uygulamaların son bulması ve mültecilerin inanç kimliklerine saygı duyulan bir yasal koruma altına alınması çağrısında bulunuldu.
