14.4 C
İstanbul
6 Ekim 2026, Salı

Ezelden Beri Yol

Haber Masası
Haber Masası
Aradığımız gerçek, bulduğumuz ve bildiğimiz, güvendiğimiz yegane şey gerçek. Yol TV halkındır ve her dem gerçek!

Aleviler kendilerini ifade ederken sık sık şu cümleyi kurarlar:
“Ezelden, kal-u beladan beri Alevilik vardır.” Hasan Alıcı yazdı✍️

Bu söz ilk bakışta mitolojik ya da metafizik bir iddia gibi görünebilir. Oysa tarihsel ve felsefi bağlamda ele alındığında, çok daha derin bir anlam taşır. Buradaki “ezelden” sözcüğü, insanlığın en başından beri var olan toplumcu, paylaşımcı, eşitlikçi örgütlenme biçimlerine işaret eder.

Alevilik, kendisini insanlığın ilk örgütlenme deneyimlerinden gelen “iyi insanlar topluluğu”nun devamı olarak görür. Bu, yalnızca bir inanç savı değil, aynı zamanda tarihsel bir varoluş iddiasıdır.

İnsan türü yaklaşık 300 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıktı. İlk insan topluluklarının örgütlenmesi, doğayla uyumlu, paylaşımcı ve eşitlikçiydi. Rızalık üzerine kurulu bu yaşam tarzında birey, topluluğun bir parçası olarak değer buluyordu.

Arkeolojik bulgular gösteriyor ki, insanlığın en eski dönemlerinde otoriter bir hiyerarşi yerine doğrudan katılım ve paylaşım esastı. Aleviliğin “ezelden beri varız” söylemi, bu kadim toplumsal hafızaya yaslanır.

İnsanlık tarihindeki büyüme aynı zamanda düşünce ve inançların çeşitlenmesini getirdi:

M.Ö. 10.000 – Tarım devrimi: 5 milyon insan

M.S. 1. yüzyıl – Roma dönemi: 200 milyon insan

1800 – Sanayi devrimi: 1 milyar insan

1900 – 1,6 milyar

2000 – 6 milyar

2025 – ~8,1 milyar

Bu artış sadece sayıları büyütmedi; insanlık, doğa, toplum ve evren üzerine yeni yorumlar geliştirdi. Alevilik mantalite olarak, felsefe olarak bu yorumların en eski ve en özgünlerinden biridir.

İki Temel Tez:
1-Tek yaratıcı mı yarattı evrendeki her şeyi (?)

2- Vardan mı var oldu her şey (?)

İnsanlık düşünce tarihinde büyük ayrışma iki temel tez üzerinden gelişti:

  1. Tek Yaratıcı Tezi

Evrendeki her şeyin tek bir yaratıcı (Tanrı/Allah/God) tarafından yaratıldığı kabul edilir.

Musevilik, Hristiyanlık ve İslam bu tezi esas aldı.

Bu anlayışta insan, yaratıcı karşısında bağımlı ve edilgen bir varlıktır. Her şey herkesin alnına KADER olarak yazılmıştır yaradan (Allah) tarafından.

  1. Vardan Var Olma Tezi

Bu tez Alevi’liğin merkezinde yer alır.
Evren, kendi iç dinamikleriyle vardan var olmuştur.

Bütün tek tek parçalardan, parçalar bütünden anlam kazanır.

İnsan da bu bütünün ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu nedenle Alevilik, hiçbir tek tanrılı dinin içine sığmaz; bağımsız bir varlık ve düşünce geleneğidir.

Alevi düşüncesinde Hakk, İslam teolojisinin ileri sürdüğü gibi Allah’ın 99 isminden biri değildir.
Hakk, evrendeki varlığın kendisidir.
“HER ŞEYDİR”

Hallac-ı Mansur (858–922): “Enel-Hakk” dedi. Bu söz, Tanrı-insan ayrımını reddedip insandaki özü, evrendeki varlığı işaret ediyordu. 922’de Bağdat’ta işkenceyle öldürüldü.

Seyyid Nesimi (1369–1417): “İnsan Hakk’ın aynasıdır” diyerek aynı hakikati dile getirdi. Halep’te derisi yüzülerek öldürüldü.

Her iki düşünür de Alevi yolunun temel tezini savundu: Evrendeki her zerre Hakk’tır; insan da bu zerrelerin toplamıdır.

“İnsan Hakk’ta, Hakk insandadır.”

Aleviliğin özünü tek cümle ile özetlemek mümkündür:
“Eline, beline, diline sahip ol.”

Bu ilke, sadece bireysel ahlak değil, toplumsal bir düzen anlayışıdır. Alevilikte iyilik, örgütlü yaşamın temelidir. Ozanların sıkça söylediği gibi:
“Yol bir, sürek binbir.”

Tarih boyunca Sünni iktidarlar, Aleviliği dıştan baskı ve şiddetle bastırmaya çalıştı.

Yavuz Sultan Selim döneminde Anadolu’da on binlerce Alevi katledildi. Kızılbaşlık hakaret ve suçla özdeşleştirildi. Devlet, Sünnileştirmeyi resmi ideoloji haline getirdi. Cumhuriyet Dönemide de
Aleviliğin kurumları tasfiye edildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden Sünni İslam devletin resmi dini haline getirildi. Maraş, Çorum, Sivas gibi katliamlarla Aleviler sindirilmek istendi.

Sünni İslam’ın yöntemi, zor ve şiddet yoluyla yok etme üzerine kuruludur. Şii İslam ise farklı bir yol izledi. Aleviliği içten eritme. Aleviliği, İslam’ın bir “mezhebi” gibi göstermeye çalıştı.

Aleviliğin felsefi özü “vardan var olma” yerine, dar bir “Ehlibeyt sevgisi” anlayışına indirgenmeye çalışıldı.

İran merkezli politikalar, Aleviliği kendi iktidar projelerine bağlamaya uğraştı.

Bu, dıştan şiddetten daha tehlikeli bir asimilasyon biçimiydi; çünkü özün silinmesine yöneliyordu.

Modern çağda Aleviler sadece dini baskılarla değil, milliyetçilikle de kuşatıldı. Türk milliyetçiliği, Aleviliği “Türklüğün bir unsuru” içinde eritmeye çalıştı. Oysa Alevilik, etnik kimliklerin ötesinde evrensel bir yol ve felsefedir.

Tüm bu baskılara rağmen Alevilik varlığını sürdürdü.
Çünkü,

Öğreti:
Eline, beline, diline sahip ol.

Felsefe:
İnsan Hakk’ta, Hakk insandadır.

Topluluk Yapısı: Rızalık, paylaşım, dayanışma.

Sanat ve Kültür: Ozanların nefesleri ve deyişleri.

Bu öğeler Aleviliği hem bastırılmaya hem de eritilmeye karşı koruyan kalkan oldu.

Alevilik, hiçbir dine, hiçbir ideolojiye sığmaz. Felsefesi kendine özgüdür. Yolun özü, iyi insan olmak ve bu iyiliği toplumsal sorumlulukla taşımaktır. Akıl, bilim ve vicdan, yolu aydınlatan üç kandildir. Şii İslam’ın içten eritme girişimlerine karşı özü korumak ve milliyetçiliğin dar kalıplarına sıkışmamak gerekir.

Her zerrede Hakk vardır.
Hakk insandadır İnsan Hakk’tadır.
Bu yol tarihin her döneminde “hiçlik hırkası ” giyenler tarafından geleceğe taşınacaktır.

“Yol bir, sürek binbir; ama Hak yolunda yürüyen hep birdir.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK HABERLER

BİZİ TAKİP EDİN

289,397BeğenenBeğen
2,317TakipçiTakip Et
20,344TakipçiTakip Et
1,237AboneAbone Ol
- Reklam -

EN SON HABERLER