Gözetim ve denetim teknolojilerinin küresel ölçekte yaygınlaştığı neo-panopticon düzenine karşı, geçtiğimiz günlerde ABD’deki Palantir şirketinin New York ofisi önünde göçmenler ve hak savunucuları eylem yaptı.
(Haber Masası) – Eylemde, mülteci haklarının korunmasının bilim ve teknolojinin etik kullanımından ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı.
Panopticon’dan Dijital Gözetim Çağına
Bentham’ın icadı olan Panopticon sistemi, 17. yüzyıldan itibaren “görülmeden gözetim” prensibiyle toplumsal kontrolün simgesi haline geldi. Michel Foucault, bu yapıyı bireyleri disipline etme ve yeniden terbiye etme mekanizması olarak tanımladı. Günümüzde bu model, yapay zeka, algoritmalar ve dijital veri tabanlarıyla küresel çapta uygulanıyor.
Mülteciler İçin Dijital Takip Rejimi
2002’de Pakistan’da başlatılan biyometrik kayıt projeleri, Ürdün’deki Za’atari Mülteci Kampı’nda geliştirildi ve yüz tanıma verileri blockchain tabanlı sistemlere aktarıldı. 2020 yılına gelindiğinde 37 milyon mülteci bu sistemlere kaydedildi. BM ve çeşitli yardım kuruluşlarının ortak çalıştığı bu projeler, Palantir gibi CIA bağlantılı teknoloji şirketleri tarafından yönetiliyor.
Veri Tabanlı Distopik Hapishane
Mülteci programlarından yararlanmak için artık biyometrik veri kaydı zorunlu. Bu veriler, şirketler ve devletler arasında serbestçe dolaşabiliyor; kişisel veri güvenliği ortadan kalkıyor. “Algoritmik önyargı” riskiyle birlikte dijital ırkçılığın kurumsallaşması tehlikesi büyüyor. İsrail ordusunun LAVENDER ve THE GOSPEL projeleriyle 37 bin Filistinliyi hedef alması, yapay zekanın savaş teknolojisinde nasıl kullanılabileceğinin çarpıcı bir örneği oldu.
Mücadele Sürüyor
Hak savunucuları, mülteci verilerinin denetimsiz kullanımının hem yaşam hakkını hem de uluslararası hukuku tehdit ettiğini belirtiyor. New York’taki Palantir eyleminde, “Mülteci haklarını savunmak, teknoloji etiğini savunmaktır” mesajı öne çıktı. Eylemciler, gözetim teknolojilerinin sermaye ve devlet kontrolünden çıkarılmasını ve insan haklarına uygun şekilde kullanılmasını talep etti.
