AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, iç cephe tartışmalarına dair önemli değerlendirmelerde bulundu
(Haber Masası) – İsrail-İran arasında başlayan çatışmaların ardından kamuoyunda sıkça dile getirilen “iç cephe” kavramı, Türkiye’de de güvenlik ve toplumsal birlik tartışmalarının merkezine oturdu. Avupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, bu kavrama dair kapsamlı bir değerlendirme yaparak iç cephenin gerçek anlamda nasıl güçlendirilebileceğine dair dikkat çekici önerilerde bulundu.
İç Cephe Ne Demektir?
Mat’ın yazısında belirttiği üzere, iç cephe; bir ülkenin tüm toplumsal kesimlerinin – dini, mezhebi, etnik veya ideolojik farklılıklarına rağmen – dış tehditlere karşı ortak bir dayanışma ve savunma bilinciyle hareket etmesini ifade ediyor. Ancak bu birlikteliğin sağlanabilmesi, yalnızca çağrılarla değil, güçlü bir demokratik ve eşitlikçi zeminin inşasıyla mümkün olabiliyor.
Gerçek Durum: Ayrımcı Politikalar, Bastırılmış Kimlikler
Türkiye’nin mevcut durumu ise bu idealin oldukça uzağında. Mat, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren uygulanan resmi ideolojinin, toplumu “Türk ve Sünni Müslüman” kalıbına sıkıştırdığını, bunun da farklı kimlikleri dışlayan, yok sayan, kimi zaman bastıran sistematik uygulamalara neden olduğunu ifade ediyor.
Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler gibi toplulukların uzun yıllar boyunca asimilasyon politikalarına, sürgünlere, zindanlara ve katliamlara maruz bırakıldığını hatırlatan Mat, bu acı tarih ile yüzleşmeden güçlü bir iç cephenin kurulamayacağını vurguluyor.
İç Cepheyi Güçlendirmenin Gerçek Yolu: Eşit Yurttaşlık
Mat’a göre iç cephenin gerçek anlamda güçlenmesi için ilk adım, mevcut resmi ideoloji paradigmasından vazgeçmek. Bunun yerine, hukukun üstünlüğünün sağlandığı, farklı kimliklerin özgürce tanındığı, ifade edildiği ve eşit haklara sahip olduğu bir demokratik cumhuriyet anlayışına geçilmesi gerekiyor.
Bu bağlamda “eşit yurttaşlık” ilkesi, iç barışın da temelini oluşturuyor. Yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, toplumsal adaletin tesisiyle sürdürülebilir bir iç cephe inşa edilebilir.
Bölge Ülkelerinden Ders Almak: İstikrarsızlığa Karşı Demokratik Duruş
Mat, Türkiye’nin komşu ülkeleri olan Suriye, Irak ve İran’daki kaos, yoksulluk ve zorunlu göç dalgalarının altında adaletsizlik, otoriterlik ve dogmatik yönetim anlayışlarının yattığını belirtiyor. Türkiye’nin, bu kötü örneklerden ders çıkararak farklı bir yol izlemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Geçmişle Yüzleşmeden Gelecekle Barış Olmaz
Türkiye’nin yüz yılı aşkın bir süredir Osmanlı’nın teokratik mirası ile Cumhuriyet’in laiklik iddiası arasında sıkışıp kaldığını belirten Mat, bu iki yapı arasında gidip gelen siyasi çizginin hiçbir zaman tam anlamıyla eşit yurttaşlık temelinde bir hukuk devleti yaratamadığını ifade ediyor.
Bu nedenle iç barışın sağlanması için önce yüzleşme, sonra toplumsal mutabakat ve nihayetinde onurlu bir barış süreci gerektiğini vurguluyor. “Gerçek barış, yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda geçmişteki haksızlıklarla yüzleşerek toplumsal hafızanın onarılmasıdır,” diyor
Sonuç: İç Cepheyi Adaletle İnşa Edelim
Hüseyin Mat yazısını şu önemli mesajla sonlandırıyor:
Gerçek güvenlik, sadece sınırların korunmasıyla değil; içeride adaletin ve barışın sağlanmasıyla mümkündür. Toplumun tüm kesimlerini kapsayan eşitlikçi bir anlayışla, iç cephe ancak o zaman gerçekten inşa edilebilir. İçeride ve dışarıda barış, barış ve yine inadına barış.”
